not-nette AMERİKADA YAŞAM Umay şaplakoğlu 10.02. 2002 tarihinde yazdı:
New York’da güzel bir bahar akşamı. Geçmişin ve geleceğin olmadığı, zamanın akmadığı, baştan çıkartıcı bir rüzgar ile dostlar arasında Anadolu’ya kuşbakışı bakarak geçirilmiş bir akşam.
22 Mayıs akşamı Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının May Fest 2002 çerçevesinde NY’da Merkin Concert Hall’da sundukları SEN SEN SEN adlı Klasik Müzik ve Anadolu halk şarkıları konserine gittik. İçimi titrettiler, ruhumu alıp Anadolu’ya taşıdılar. Üstelik de çok zarif bir biçimde.
Turgay Erdener’in bestelediği ve düzenlediği birbirinden güzel parçalar, Selva Erdener’in güzel sesi ile bütünleşti. Selva Erdener koyu yeşil ve sarı kostümü ile Osmanlı sarayından çıkmış bir prenses gibiydi sahnede. Oldukça heyecanlı olduğu da fark ediliyordu. Arkadaki orkestra çok profesyonel ve iyiydi.
İkinci yarıda da, Tuncer Tercan ve Ömer Yılmaz çok samimi, rahat ve etkileyici bir şekilde çalıp, söylediler. Anadolu’nun zenginliğini türkülerle anlattılar. Her ikisini de Ankara’da yaşadığım yıllarda, Opera'da defalarca seyretmiştim. Il Travatore , Rigoletto, Öylesine bir dinleti ve pek çok diğerlerinde. Bazen ders çalışmaktan sıkılıp, bir taksiye atlayıp giderdim Opera’ya. Bir iki perde dinleyip eve dönerdim tekrar. Bu sayede bir süre gün be gün takip edebildim sahne icralarını pek çok sanatçının. Kendimi Opera’nın büyüsüne kaptırmıştım. Dün gece bana o yılları yeniden hatırlattı.
New York’da böyle bir konser vermenin de, dinlemenin de havası, Türkiye’dekinden çok değişik. Dinlemeye gelen insanların büyük bir çoğunluğu Amerika’da yaşayan içleri anavatan özlemi ile dolu Türk’ler oluyor bu konserlerde. Herkes Türkçe konuşuyor. İnsan kendini 2 saatliğine Türkiye’ye gitmiş gibi hissediyor. Türk Hava Yolları ile uçanlar bilirler. Nasıl uçağa adım atınca Türkiye’ye gelmiş gibi oluyor insan, işte bu da öyle birşey. İnsanlar çok daha hoşgörülü oluyorlar bu tip ortamlarda. Vatan özlemi ile kimi ağladı, kimi eşlik etti oturduğu yerden şarkılara o gece.
Babam Türk Sanat Müziğini çok severdi, arada Türk Halk Müziği de dinlediği olurdu. Aynı zamanda çok iyi bir Klasik Müzik dinleyicisi idi. Çok geniş bir plak ve CD koleksiyonu vardır. Annem ile beraber her Cuma akşamı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestra’sının konserlerine giderlerdi. İlkokulun son yıllarından itibaren ben de katılmıştım onlara. İlk defa beni Opera’da La Traviata’ya götürmüşlerdi. Çok etkilenmiştim. Babamın sırtında onunla beraber plak eşliğinde La Traviata söylediğimizi hatırlıyorum. Klasik müziği böyle rahat kabullenen ben, iş Türk müziğine gelince, itiraf etmeliyim ki özellikle de türkülerden, bucak bucak kaçmıştım. Babam televizyonda Türk müziği dinlerken ve kendi kendine söylerken (çok güzel sesi vardır) hiç memnun kalmadığımı ve kapatması için elimden geleni yaptığımı hatırlıyorum. Bu şekilde davrandığımdan olacak Türk müziğinin her çeşidini Amerika’ya geldikten sonra öğrendim. Şimdi, özellikle de konservatuvar mezunu insanların ağzından, büyük bir keyifle dinliyorum.
Öte yandan türkülerle içiçe büyümüş insanlar, türkülerin çok sesli hale gelmiş biçimlerinden çok hoşlanmıyorlar, hele de söyleyen bir Opera sanatçısı ise iyice rahatsız oluyorlar. Seneler önce okuldan bir arkadaşım New Jersey’e gelmişti. Onu hava alanından aldım, eve gelirken yolda hoşuna gider diye bir Şan’cının söylediği CD’lerden birini koydum, biraz dinledi sonra “Yok hocam, türkü türkü gibi söylenmeli” dedi. Buna çok benzeyen başka bir yorumu da 22 Mayıs konserinde, orta yaşın üzerinde bir hanımefendiden duydum.
Farklı düşünen insanların fikirlerine saygı duymakla beraber, türküleri ve şarkıları çok sesli hale getirmek için uğraşan sanatçıların ne kadar önemli bir işe soyunduklarının anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Şarkıları, türküleri bana sevdirenlerin başında Ömer Yılmaz, Şükriye Tutkun ve Cihat Aşkın geliyor. Bana Türk müziğini öğrettiler. Benimle kendi kültürüm arasındaki köprüyü onardılar. Ah! keşke babamla daha sık beraber olabilsem de gene dinleyebilsem söylediği şarkıları.
not-nette dolaşırken bu haberi okudum sizlerle paylaşayım istedim.
Belki eski bir haber ama gerçek sanatçılarımız olunca haberde eskimiyor keyifle okunuyor. saygılarımla..
Semih LEYLİ